11 Haziran 2011 Cumartesi

giderken,
(gitmek en hayırlısı ise.. kendini karalamayı da yüreği soğutmayı da bilmeli)

seni sana bıraktım
kendine iyi bak!
yükleme bana
ne varsa...
sende kalsın
kalbin...

beni yok saysın.

el  veda

5 Nisan 2011 Salı

15 Mart 2011 Salı

kendinden ... GİTMEK !

akıp gidiyor zaman
takmış takıştırmış
ne var -yolunda
ne yok- peşi sıra

akıl da gidiyor -böyle böyle-
ben,
bakıyorum
bomboş..
ellerime!

'ellerim.. ellerim nerede
ohh
şükür bir yere gitmiş değilim! '
derken…
ruh da göçüyor
sonra

sonrası..
ben
O
eski ben 
değilim!

9 Mart 2011 Çarşamba

8 MART 2011

Kadın... doğurgan İNSAN. Aydınlık günlerin dinamosu.
Sevdasına... yanılan! sevgili- ana -yâr kadın. Fedakar..  peki ! ama neden? cefakar...neden tabutlarda ? tabulara  kurban kadın
hangi ahlaksız düzenin! baskısında,taciz,tecavüzünde...  hangi namussuz anlayışın, namus bekçisi kadın

hangi erk ! hangi Hakkı!!  kendinde bulur da, insan onurunu hiçe sayıp dünyasını dar ettiği kadına
' ya benimsin ya toprağın' yazgısı yazar

Kadın... Gelecek!

geleceği; cinsiyetçi damgalarla metalaştırmak,erk-ek anlayışla eksik  etek!! görmek
dünden bugüne kan uykusu insan evladının,  bu kabus bitmeli...

8 MART 2011 hâlâ bunları konuşuyor olmanın acı günü
birbirinizi mi kutlarsınız,  protesto mu edersiniz
ne/nasıl düşünürsünüz siz ...

27 Şubat 2011 Pazar

Meryem'in isyanı

Eyüp CAN 19/02/2011 www.radikal.com.tr




'' Meryem İlayda Atlas Boğaziçi Üniversitesi’nde mastır yapan ‘başörtülü’ bir öğrenci.
Dün uzun bir mektup göndermiş.
‘Başörtülü’ olduğunu özellikle vurguluyorum çünkü muhafazakâr camiayı da esir alan erkek egemen zihniyeti dindar bir kadının gözünden öylesine samimi eleştirmiş ki. Bugün köşemi bütünüyle ona ayırmaya karar verdim. Buyurun. Özellikle de siz Orhan Bey.
* * *
9 yaşında annemle Kadıköy’ün büyükçe bir camisine teravihe giderdim. Camiyi severdim ama yatsı ezanından evvel vaaz eden hocayı dinlemeyi değil. Her akşam ‘Muhterem Müslümanlar’ diye başlayan vaazında bir yolunu bulur, muhakkak kadınların günahlarından bahsederdi. Mini etek ve dekolte giyen kadınların zavallılığından… Camide pek çoğu 50’sini aşmış kadınların arasında bir ürperti gezinirdi. Hiç biri dekolte giyinmediği halde vaazın dönüp dolaşıp bu konuya gelişini çocuk aklımla bile garip bulurdum.
Bugün bir İslam hukukçusu olarak, tecavüz konusunda bir hukuki düzenleme için açıklama yaparken “Dekolte giyen kadın tacize yüzde 50 ortaktır” diyen Sayın Prof. Orhan Çeker’i görünce, o cami hocasını masum bulduğumu söylemeliyim.
Başörtülüyüm. Muhtemelen Sayın Profesör’ün ‘makbul’ ve ‘vakur’ kadın tanımına uyuyorum. Ama kanım, dekolte ve mini etek giyen kadınların ‘taciz suçuna ortak’ olabileceği ifadesini duyunca donuyor.


Tacize uğramak için ille dekolte ve mini etek giymeye gerek olmadığını belirtmeye bile lüzum yok! Tacizcinin dahi yapmadığı ayrımı bir profesörün yapması ne garip.

Tacizciye ‘öğüt’ yok!

‘Hocamız’ bir ilahiyatçı, bir ahlakçı olarak öğüdünü tacizciye yöneltmiyor, “Ey tacizci! Nefsini tut, günaha girme, suç işleme!” demiyor, tıpkı yıllar önce o camide dinlediğim vaazlar gibi ve aslında yıllardır dinlediklerimiz gibi…

Öğüt gene kadınlara geliyor: Öyle yaparsanız, böyle böyle olur!
Üstelik mazlum, zalimin suçuna ortak ediliyor. İslam’da günah, kadın ve erkeğe göre değişmez. Ancak, toplumumuzda bazı günahların ‘erkeğin doğası’ diye uydurulmuş hafifletici sebepleri var.

Zamanla ataerkil temayüllerle yoğrulmuş, örf ve âdet diye pekiştirilmiş, ‘yuva yıkmaktansa, göz yummak’ gibi kıstaslara mahkûm edilip normalleştirilmiş sebepler...

Müslüman bir kadın olarak anlamıyorum. Erkeklere sürekli ne yapabileceği söyleniyor, kadınlara ne yapmaması gerektiği. Kadına çizilen dar işaretli bölgeye karşın erkeği ‘günah da işleyebilen bir insan’ olarak gören ve günahlarına karşı ‘esnek’ olup bunu dillendirirken ‘böyle şeyler de oluyor, olabiliyor’ diyen bir düşünce yapısı…

Çocukken çok duyduğum ‘kız çocukları top oynamaz, fazla gülmez, bisiklete binmez, böyle giyinmez’ öğütlerinin amacı ne? İslam’ın her Müslüman’a öğütlediği ‘edep’ duygusunu aşılamak mı yoksa kadınları yönetmek, kontrol altına almak için bir parça dini de kullanarak erkek egemen dünyayı kurmak mı?
Ne acı ki profesörün diliyle dillenen bu yaygın bakış açısı eğer ‘Edep yahu!’ diyor olsaydı, öncelikle tacizciye söyleyecek bir iki lafı olurdu…

Evde taciz olmaz!
Ne hikmetse zaten kadınların türlü türlü haksızlıklarla boğuştuğu ülkemizde din adamlarından gelen uyarılar hep kadınlara yönelik.
Sayın Profesör, adeta tacizciye hafifletici neden öne sürermiş gibi “O kadar da suçlu değilsin, hatta suçunun yarısı senin değil” derken; pek farklı kültürlerden, ahlak anlayışlarından gelen turistlerle ilgili ne düşünmektedir mesela? Suçluyu tespitteki bu hazin mantık hatasını bir İslam hukukçusu yaparsa, “İslam kadını eve hapsetmek ister” diyenlere ne cevap vereceğiz?

Bu mantığı küçümsemeyelim...!!! pratik bir çözüm getiriyor: Kadınları eve kapatırsak, saklarsak taciz-maciz de olmaz, onlara ‘birer elmas gibi kıymetli olduklarını o yüzden böyle kaçırılıp-göçürüldüklerini’ söyleriz. Değil mi? Dışarı çıkan da zaten yarı yarıya suçlu!  '' mu...!
 
 

25 Ocak 2011 Salı



sizden! bizden! Anadoludan


''...Sivas’ın bir köyünden yaşlı bir amca Hrant Dink'i telefonla arar. der ki "oğul, sordum soruşturdum seni buldum. bizim buralara yaşlı bir kadın gelir gezer, kendisi geçenlerde buradayken rahmetli oldu. biz usulüne göre cenazesini yaptık  ama o, herhalde sizden. Yakınını falan bulursan gönder, dilerlerse gelip alsınlar, dilerlerse gelip görsünler."

"peki amca" der Hrant. alır kadının adını soyadını. Beatris hanım diye biri, 70 yaşında. Fransa’dan oraya tatile gitmiş.

arar, kısa sürede bulur Beatris hanımın yakınlarını. bir adres alır, bir dükkan adresi, gider sorar "böyle birini tanır mısınız?"
dükkandaki orta yaşlı kadın "o benim anam" der, "hayırdır?".
"annen nerede?" diye sorar Hrant. kadın, Fransa’da yaşadığını arada bir Türkiye’ye geldiğini ama İstanbul’a çoğu kez uğramadan, doğduğu köyüne, Sivas'a gittiği söyler.

anlatır durumu. kadın ağlaya ağlaya tutar Sivas'ın yolunu.

ertesi gün telefon açar Hrant. doğrudur, bulmuştur. "ne yapacaksın der, getirecek misin cenazeyi?" kadın, evet ama der "burada bir amca var..." ve ağlamaya başlar. "getireceğim  ama burada bir amca var bi şey diyor" kadın ağlaya ağlaya telefonu amcaya verir. Hrant sorar, "amca neden ağlatıyorsun kızı?"
"oğlum" der "bir şey demedim... kızım anandır, istediğini yaparsın ama bana sorarsan bırak kalsın, burada gömülsün... su çatlağını buldu."

kadın ağlar, Hrant ağlar… ''